|
Ana Sayfa - Hayatı - Eserleri - Fikirleri- Tüm Makaleler - Faaliyetler - Fotoğraflar - Bağlantılar - Arama |
|||
|
Dilde, fikirde, işte birlik ! |
|||
![]() |
İsmail Gaspıralı ve Anadolu TürklüğüProf. Dr. Tuncer GÜLENSOY Tarihi binlerce yıllık köklü bir maziye dayanan Türk
Milleti, bilinen yazılı tarihi içerisinde sayısız devlet adamı,
asker, bilim ve fen adamı, sanatçı, yazar ve düşünür yetiştirmiştir. Fakat, çok hızlı değişen ve gelişen zaman içerisinde,
yıllar önce kaybettiğimiz pek çok âbide şahsiyet unutulmuş veya
belirli günlerde hatırlanmıştır. Çok farklı ve geniş bir coğrafyaya yayılmış, bugünkü
bilgilerimize göre 150 milyondan fazla nüfusa sahip Türk milleti, uzun
yıllar boyunca birbirinden farklı Oğuz, Azerî, Kazak, Kırgız, Kırım,
Kazan, Mişer, Gagauz, Türkmen, Karakalpak, Karaim, Uygur, Altay, Çuvaş,
Yakut... vb. adlarla, müşterek kavmî özelliklerini, törelerini,
gelenek ve göreneklerini yaşatmışlar ve XXI. yüzyıla ulaşmışlardır. Bilinen tarihî belgelere göre Köktürk, Uygur, Brahmi,
Mani, Soğd, İbrani, Süryani, Ermeni, Yunan, Arap, Kiril ve Latin
alfabelerini kullanan Türk milleti, bu kadar yazı değişikliğine rağmen
ana dillerini değiştirmemişler; Türkçeyi bâzı fonetik ve morfolojik
farklarla geniş bir coğrafî alanda kullanmışlar ve hâlâ konuşup
yazmaktadırlar. Bu da gösteriyor ki Türk milletinin binlerce yıl tarih
sahnesinde ayakta kalmasını sağlayan "DİL BİRLİĞİ"dir.
Bu da, bazı bilginlerce kasıtlı olarak ifâde edil 'Türk dilleri"
değil, "TÜRK DİLİ"dir. İşte doğumunun 140. yılında bir kere daha andığımız
büyük Türk fikir adamı İsmail Gaspıralı da bu şuurla hareket
ederek Kazan'da, Kırım'da İstanbul'da (Anadolu'da), Baku'da
(Azerbaycan'da) ve Doğu Türkistan'da konuşulan Türkçenin bu büyük
milleti ebed-müddet ayakta tutabilecek yegâne unsur olduğunu
vurgulayarak "Türk kavimleri arasında dil ve tarih birliği, fikir
birliği ve iş birliği"ne inanmış ve "TERCÜMAN gazetesinin
serlevhasına "DİLDE, FİKİRDE, İŞTE
BİRLİK" sloganını kazımayı bir millî görev saymıştır. O'nun gazetesine verdiği "TERCÜMAN" adı
gelişigüzel seçilmiş bir gazete adı değildir. Bu adın taşımış
olduğunu manevî anlam daha güçlüdür. "Tercüman olmak"
deyimi "başkasının düşüncesini ve duygusunu bilmek, dile
getirmek, anlatmak" demektir. Gaspıralı bu adı seçerek, yalnız Kırım
Türkü'nün değil, bütün dünya Türklüğünün hislerini ve düşüncelerini
ifâde etmek istemiştir. İsmail Gaspıralı'nın Türkiye'yi ve İstanbul'u sık
sık ziyaret ettiğini ve Türkiye'nin pek çok meselesiyle yakından
ilgilendiğini biliyoruz. O'nun "İKDAM" gazetesinde yayınlanan
bir röportajında verdiği şu cevaplar, millî kültür tarihimiz için
çok önemlidir; "Ben öyle görüyorum ki Türkiye'de maârifin
temin ve inkişâfı her memleketten kolay olacaktır, çünkü Anadolu
halkının maarife, mektebe, tahsile büyük ve gayet tabiî ve hakikî
bir aşkı var. Hattâ Türklerin Avrupalılardan ziyâde tahsile heveskâr
olduğunu itiraf etmemek onlar hakkında iftira etmek demek olur... Türklerde
çocuğun tahsile başladığı gün bir bayram sayılır, hangi millette
var?" "Eğer Türkler lisânlarını biraz daha sadeleştirmiş,
kıraat ve imlâyı teshil edecek surette hurûfu savtiyeyi istimal etmeğe
başlamış olsalardı, beş altı seneye kadar Rusya müslümanlarıyla
lisânları suret-i kat'iyyede birleşmiş olurdu. Bundan husule gelecek
faydaları izaha hacet yoktur sanırım." Yukarıda da temas ettiğim üzere, İ. Gaspıralı yalnız
Kırım Türkü'nün değil, bütün dünya Türklüğünün saadeti ve
ebedî kurtuluşu için çalışmıştır. Akçoraoğlu Yusuf Bey'in
"Muallime Dâir" adlı makalesinde ifâde ettiği gibi "İsmail
Bey iyi bir muallim, mahir bir gazeteci, mümtaz bir mütefekkir ve faal
bir cemaat hadimiydi. Lâkin bütün bu sıfatlar İsmail
Bey'i tanıtamaz Türk ve İslâm âleminin son yarım asırlık
âleminde, saydığımız evsâfı hâiz
olabilecek yirmi-otuz kişi sayılabilir, fakat İsmail Bey
tektir. O'nun bir eşini daha yalnız geçen elli yılın içinden,
hattâ birkaç asırlık İslâm ve Türk hayatından bulup
çıkarmak zordur. ..... İsmail
Bey'de fikr-i millînin, Türklük ve bütün Türklük
fikrinin "Dilde, fikirde, işte birlik" şiar ile ifâde
olunacak surette tavazzuhu, sekiz on seneden daha akdem edilemez. Rûh-ı
millînin vuzuh ve kat'iyetle tecellisi İsmail Bey'in manzûme-i
fikriyesini itmam etmiş oldu. ...." Görüldüğü üzere I. Gaspıralı'nın, yaşadığı
devire göre, Türk dünyası kin düşündüğü ilericilik hareketleri,
Anadolu'daki cedidcilik ve batıcılık hareketleriyle de yakından
ilgiliydi. Günther Lerch "Gaspıralı, Türk devletin Genç
Osmanlılar hareketinin teorisyenlerinden meşhur vatan şâiri Namık
Kemal ile sıkı bir münâsebet kurmuştu"(*) diye yazarken ve
Dr. Edward Lazzerini de "Osmanlı İmparatorluğundaki (Şemseddin
Sami, Ahmet Mithat ve Mehmed Emin) meslektaşları gibi Gaspıralı da lisân
meselesi'nin çözümünü, öteki sosyal sahalardaki gelişmenin ön şartı
olarak gördü(**) tezini ileri sürerken, bir gerçeği anlatmak istemişlerdir. İsmail Gaspıralı'nın hayatta olduğu sırada henüz
daha çok genç olan Mustafa Kemal'in O'nun fikirlerinden yararlanmamış
olması düşünülemez. Atatürk'ün genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini
atarken ileri sürdüğü "dil ve tarih tezleri"nin temelinde İ.
Gaspıralı'nın fikirlerinden önemli katkılar bulunduğu görülmektedir.
Bu konu, mutlaka, ilmî bir araştırma yapmayı gerektirecek kadar önemlidir. Bunun dışında, Atatürk'e ilham kaynağı olan Ziya Gökalp'ın
da "Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak" düşüncesi
ve bu adla kaleme aldığı eserinin Gaspıralı'nın fikirlerinden ayrı
ayrı bir yönü yoktur. Bu husus da, ayrıca, mukayeseli olarak araştırılmalıdır. Hayatını Türklük için yaşamış, Türk dünyasının
birliği için vakfetmiş böylesine büyük bir fikir ve mücâdele adamı
Türkiye'de yeteri kadar tanınıyor mu? Bu sorunun cevabına
"evet!" demek mümkün değildir. "Emel",
"Kazan" ve "Türk Kültürü" gibi okuyucuları sınırlı
dergilerde Hakan Kırımlı, Zafer Karatay, Tuncer Kalkay, Mehmet Saray
gibi genç ve mücadeleci kardeşlerimizin telif veya tercüme yazıları
ile M. Saray'ın TKAE tarafından 1989 yılında Ankara'da yayınlanan
"Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey
(1851-1914)" adlı eseri, bu büyük insan için yeterli değildir.
Ne yazık ki, "İsmail Gaspıralı" adı son zamanlarda Batı
dillerinden Türkçeye tercüme edilerek yayınlanan ansiklopedilerde yer
almamaktadır. Türklük âleminin meselelerine eğilmeyen bu tür
ansiklopedilerin verdiği bilgilerle gençlerimize millî kültürümüzü
tanıtmak imkânsızdır. Genel kültür ansiklopedisi olmayan, yalnız
dilci ve edebiyatçılarımıza hitap eden "Türk Dili ve Edebiyatı
Ansiklopedisi" ile Ötüken'in yayınladığı "Yeni Türk
Ansiklopedisinde Gaspıralı hakkında verilen bilgiler yeterli değildir. Üniversitelerimizin lisans ve yüksek lisans
seviyelerinde verilen derslerde "Kırım Türkçesi ve Edebiyatı"
hemen hemen hiç anlatılamamaktadır. Bizim, Erciyes Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü bünyesinde açtığımız Çağatayca, Özbekçe,
Uygurca, Türkmence, Kıpçakça, Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi,
Azeri Türkçesi, Orta Asya Türk Şiveleri, Gagauz Türkçesi, Kazan-Mişer
Türkçesi derslerinin yanında "Kırım-Romanya (Dobruca) Türkçesi"
dersi için de gerekli dil, edebiyat, folklor ve etnografya malzemelerine
büyük ihtiyaç duyulmaktadır. Eğer biz İ. Gaspıralı'nın adını,
fikirlerini ve Türklük uğruna verdiği mücadeleyi Türk gençliğinin
dimağlarına nakşetmek, O'nu ebedileştirmek istiyorsak, bazı bazı
formaliteleri gerçekleştirmek zorundayız: 1- İ. Gaspıralı'nın doğum yılı Türkiye'deki anma
programları içine alınmalı, Lise ve Yüksek okullarda anma günleri
yapılması sağlanmalıdır. 2- İ. Gaspıralı adı, İstanbul veya bugün binlerce
hemşehrisinin yaşadığı Eskişehir'de bir ana caddeye verilmelidir. 3- Türk PTT'since bir hatıra/anma pulu çıkarılması
sağlanmalıdır. 4- TRT TV'sinde adına bir açık oturum yaptırılmalı,
hayatı, fikirleri ve mücâdelesi Türk milletine anlatılmalıdır. 5- Gerek Batı'da ve Doğu'da yayınlanan ansiklopediler
ile gerekse Türkiye'de yayınlanan ansiklopedilerde adının geçmesi sağlanmalıdır. 6- Tam bir "İsmail Gaspıralı Bibliyografyası"
hazırlanmalı, bilim adamlarımızın ilgisine sunulmalıdır. 7- Hayatı ve eserleri üzerine Türkiye'de de bir
Doktora tezi yaptırılmalıdır. Ve, bunlara eklenebilecek daha başka maddeleri yerine
getirebilirsek, O'nun hâtırasına lâyıkıyla hizmet edebilmiş sayılırız. * Günther Lerch,
"Girayların varisleri vatanlarından uzakta hayatlarını idâme
ettirdiler." ** EMEL, Sayı: 141-145 (Mart-Aralık 1984). s. 30. ) Dr. Edward Lazzerini, "Kırım Tatarcası: Tecrid edilmiş bir dilin kaderi" (Çev: Hakan Kırımlı), EMEL, sayı: 152 (Ocak-Şubat 1986), s. 16.
|
||
|
Ana Sayfa - Hayatı - Eserleri - Fikirleri - Tüm Makaleler - Faaliyetler - Fotoğraflar - Bağlantılar - Arama |
|||