|
Ana Sayfa - Hayatı - Eserleri - Fikirleri- Tüm Makaleler - Faaliyetler - Fotoğraflar - Bağlantılar - Arama |
|||
|
Dilde, fikirde, işte birlik ! |
|||
![]() |
Modern Türk Düşüncesinde 'Cedidci' Geleneğin Etkisiİbrahim DİLMAÇ Her milletin kendine has bir modernleşme doktrini ve buna bağlı olarak gelişen metodu vardır. Batı toplumları genelde modernleşme süreçlerini ortak bir düzlem üzerinde birbirlerine paralel olarak gerçekleştirmişlerdir. Çünkü Batı dünyasını şekillendiren kültürel-siyasal-felsefi kök antık Roma, Anglosakson ve Alman tarihine yaslanmaktadır. Bati ve Dünya tarihininde en büyük aydınlanma hareketi olan reform-ronesans süreci bu toplumların hepsini birlikte etkilemiş ve yeni toplumsal düzen küçük ayrıntılar dışında bu toplumların hepsinde benzer sonuçlar doğurmuştur. Bati aydınlanması ve modernleşmesinin; felsefi temelleri Almanya'da, siyasal temelleri Fransa'da ve endüstriyel temelleri de İngiltere'de atılmıştır. Batıda bugün ulaşılan toplumsal sistemin temelleri; din devlet ilişkisinin yerli yerine oturtulması, bilimsel gelişmelerin hızla üretim sürecine sokulması ve protestan ahlakının egemen kılınması sonucu ortaya çıkmıştır. Bu süreç günümüzün modern ulus devletlerini inşa etmiştir. Batıdaki modernleşme hareketleri başlangıçta milliyetçi bir doktrine dayanmamaktadır. Daha çok din devlet ekseninde ve sonralarıda sınıf temelinde ekonomik mücadelelere dayanmaktadır. Ancak 19 y.y. Alman İngiliz rekabetinin kızışması ve dünya hammadde kaynaklarının paylaşılması için girişilen amansız mücadele I ve II dünya savaşlarına yol açmıştır. Ve Avrupa'nın başına büyük dertler açan marazi milliyetçilik olan Faşizm-Nazizmin doğmasına yol açmıştır. Avrupa'yı bu belalardan Atlantik'in ötesinde yeni yükselen medeniyet, ABD kurtarmıştır. Kısaca esasa itibariyle bugünkü Avrupa medeniyeti ve toplumsal düzeni II dünya savaşı akabinde Avrupa'nın bütünüyle demokratikleşmesi ile kurulmuştur. Batı bu şekilde bir modernleşme sürecinden geçerken esas konumuz olan Türk halkları arasında da çeşitli modernleşme doktrinleri 19 y.y. ikinci yarısından itibaren ortaya çıkmaya başlamıştır. Batıdan farklı olarak bizdeki modernleşme doktrinleri iç dinamiklerden ziyade dış dinamiklere bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Belki de bu nedenle tam anlamıyla başarılı sonuçlar alınamamıştır. Ya tam anlamıyla bir taklit etme ve Batıya benzeme şeklinde jakoben bir modernleşme doktrini model olarak benimsenmiş ya da yazımızın başlığında yer alan "ceditçilik" gibi dış güvenlik ve bağımsızlık ülküsü çerçevesinde doğan jeostratejik politik durumdan kaynaklanmıştır. İlkine Jön Türkler iyi bir örnektir. Avrupa modernleşmesinin
siyasal başkenti olan Fransa'da
eğitim gören bir kısım aydınlar Fransa'nın önemli siyasal akım
olan jakobenlerden etkilenmisler ve Türkiye'de jakoben bir modernleşme
projesi hayata geçirmeye çalışmışlardır. Cumhuriyetin kuruluşu sırasında
bu jakoben gelenek son derece etkili olmuş ve toplumun genelinde
rahatsizlik yaratan bazı devrimler bu anlayış sayesinde gerçekleştirilmiştir. Bağımsız Türk Cumhuriyeti Orta ve Kuzey
Asya kökenli Türkçü cedid aydınlanma doktrininden de yararlanmış
ve adeta bu iki modernleşme projesinin karmasından şekillenerek kurulmuştur.
Ancak cumhuriyetin ilerleyen yıllarında ceditçi gelenekten uzaklaşılarak
jakoben jön Türk'çü geleneğe göre şekillendirilen bir toplumsal
formasyon görüyoruz. Bu süreçte cedidçi aydınlanma felsefesi resmi
ideolojiden bağımsız olarak şekillenen muhalif Türkçü-milliyetçi
bir doktrine dönüştüğünü yada bu hareket içinde temsil edildiğini
görmekteyiz. 1944'lerden itibaren hızlı bir şekilde resmi ideolojiden
ayrı bir Türkçülük ve milliyetçilik hareketi gelişmiştir. Bu bağlamda
cedidçi aydınlanma doktrininin ne olduğunu ve Türk milliyetçiliğini
nasıl şekillendirdiğini incelememiz gerekiyor. -Milli kültüre dayalı bağımsız ve hür bir millet olarak yaşamak hayatın esasıdır. Bu bütün milletlerin idealidir. -Bizim maksadımız Türkistan'ın müstakil ve hükümetin milli olmasıdır. -Milliyet, dil, anane, edebiyat ve adat birliğine ihtiyaç vardır. -Hur Türkistan'da devletin şekil ve idaresi cumhuriyet olup, hakimiyetin kaynağı demokratik usullerce seçilen Millet meclisi, vilayet ve şehirlerde ki meclislerdir. -Türkistan'daki Türk olmayan unsurlar medeni muhtariyetin hukukundan istifade ederler. -Memlekette vicdan hürriyeti tam olur. Dini ayinlerin icrası hür bir şekilde devlet himayesinde gerçekleştirilir. Memlekette ecnebi misyonerlerin faaliyetlerine müsaade edilmez. -Basın ve neşriyat hürriyeti ve şahsi hürriyetler devletin anayasası ile teminat altına alınır. -Memlekette esas vergi kazançtan alınır. Miras üzerinden de kazanç nispetinde vergi alınır. Türkistan'da eski zamanlardan kalmış ortaçağ vergileri lağvedilir. -Türkistan'daki en önemli sorun göçmen kabilelerin yerleşik hayata geçirilmesi sorunudur. Bu mesele büyük nehirler etrafında tarım arazileri açmakla hallolunur. -Türkistan'a Türk ırkından olan kavimlerden ve Müslümanlardan başka muhacir getirilemez. -Türkistan'da işçi meselesi milli sanayiinin kurulmasıyla çözülür.Amelelerin çalışma şartları, iş saati, küçüklerin ve kadınların çalışması ve hizmetlerin muhafaza edilmesi ve sigorta gibi meseleler ise Avrupalılar gibi modern milletlerin usulleri ile düzenlenir. -Modern bir hukuk düzeni ile kişilerin din, dil ve ırk ayrımına bakılmaksızın tarafsız ve bağımsız bir yargı sistemi kurulacaktır. Yukarıda özetlediğimiz ve 19 maddeden oluşan cedid nizamnamesinin son maddesi ise şudur; "Kadım bir medeniyetin ocağı olan Türkistan'da asırlardan beri kerakum edip gelen medeniyet eserlerinin muhafazasına ve bunların da yerli hars ve medeniyetin yükselmesine hizmet edecek bir şekle sokulmasına çalışır." Yukarıda özetlediğimiz cedidçi aydınlanma doktrininin temel ilkelerini incelediğimizde 'modern bir devlet' ülküsü arayışı karşımıza çıkmaktadır. Cedidci'ler milli-demokratik bir modern devlet kurmak istiyorlardı. Bu devletin omurgasını oluşturmak için burjuvaya sınıfına oluşturmak istiyorlardı. Cedidçiler Orta ve Kuzey Asya Türkleri arasında yaygın olan ruhani ve feodal yapıları tasfiye etmek ve çağdaş bir toplum kurmak istiyorlardı. yarı göçebe bir toplum olan Asya Türklüğünde orta sınıflar yoktur. Bu nedenle bir modernleşme devrimini gerçekleştirecek sosyal altyapı oluşmamıştır. Cedidçiler milli bir burjuvazi yaratarak gelişmiş toplumların temel sosyal yapılarını oluşturan orta sınıfları güçlendirmek istiyorlardı. Bunun için büyük çaba göstermişlerdir. Türkistan aydınlanma hareketi olan ve maalesef
tamamlanamayan "cedid" doktrini modern, demokratik, laik,
serbest piyasacı ve Turancı bir düşüncedir. Bu aydınlanma çabaları
ile birlikte Bolşevik Rusya'sına karşı silahlı bir direniş başlatan
Basmacılar hareketine rağmen Türkistan 70 yıl sürecek SSCB esaretine
ve komünist toplum düzenine geçmek zorunda kalmıştır. Bu 70 yıl
boyunca demir perde örülerek sosyal yapı dondurulmuştur. SSCB'nin yıkılışından
sonra ise donmuş olan feodal gelenekler yeniden yeşermiş ve bunun
neticesinde de Bolşevik işgalinden önce ve sonra bir çok cedidci ve Türkçü aydın Osmanlı devletine gelerek burada başlayan Türkçülük hareketine hem teorik hem de pratik çok önemli katkılarda bulunmuşlardır. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda bu aydınların büyük ölçüde destekleri söz konusudur. Bu aydınların en önemlilerini incelemek yararlı olacaktır. Modern zamanlarda Türk Milliyetçiliğinin en önemli düşünürü
İsmail Gaspıralı, kaynağı da onun çıkardığı 'Tercüman'
gazetesidir. (1883) Gazete Türklerin kendileri için geliştirdikleri değişik
bir Arap alfabesi kullanmaktadır. Gaspırali İsmail öncelikle eğitim
alanında olmak üzere çeşitli alanlarda getirdiği yeniliklerle Türk modernleşmesinin önünü açan adamdır. Rusya'da yayınlanan ilk Türkçe
ve Türkçü gazete olan Tercüman'ın sloganı "Dilde, fikirde, işte
birlik" sözü idi. Bu slogan Türk dünyası için bugün bile anlamını
korumakta ve yol gösterici olmaktadır. Bir Kırım tatarı olan Gaspıralı
İsmail'den sonra Kazan Tatarlarından olan Yusuf Akçura Akçura Avrupa'da eğitim görmüş Tatarıstan'da öğretmenlik
yapmış ve Türkçülüğe daha çok düşünce düzleminde katkılar sağlamış
bir şahsiyettir. 19 y.y. Rusya'da kapitalizmin gelişmesiyle Orta Asya
ticaretini ele geçiren ve hızla zenginleşen ve bir burjuva sınıfı
ortaya çıkaran Tatarıstan cedid hareketine ve genel olaraktan Turancı
harekete kaynaklık yapmıştır. Bu tip batı dünyasını yakından tanıyan
cedidci ve Türkçü aydınların daha çok kuzey Asya Türklüğünden çıkması
Tatar burjuvazısının ve oradaki eğitim düzeyinden kaynaklanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden Tatarlar'dan Yusuf Akçura milliyetçilik akımı içerisinde birinci derecede rol oynamış birisidir. Akçura, kültürel nitelik taşıyan Türkçülüğe siyasal boyut getirmiş ve "Pan Türkizmin yaratıcısı" olarak tanımlanmıştır. Akçura'nın en önemli makalesi "Üç Tarz-ı Siyaset"tir. Bu makalesinde Pan Türkçülüğü önerir. Hostler'e göre bu makale Türk milliyetçi çevrelerinde, 1848 Komünist Manifestosu'nun Marksistler nezdinde oynadığı rolü oynamıştır. Akçura bu makalesinde Türk birliği konusunda şunları söylemektedir: "Türk birliği siyasetindeki faydalara gelince; Osmanlı ülkelerindeki Türkler hem dinî, hem ırkî bağlar ile pek sıkı, yalnız dinî olmaktan sıkı birleşecek ve esasen Türk olmadığı halde bir dereceye kadar Türkleşmiş sair Müslim unsurlar daha ziyade Türklüğü benimseyecek ve henüz hiç benimsememiş unsurlarda Türkleştirilebilecekti", Bu makalede Akçura, Türkçülük sayesinde Türk
toplumlarının en güçlü ve en çağdaşı olan Osmanlı İmparatorluğunun
en önemli rolü oynayacağını belirtmektedir, Üç Tarz-ı Siyaset
makalesinde dinlerin, Akçura'nın ifade ettiği Türk birliği (Pan Türkçülük) 20. yüzyılın başlarında yeni bir düşünce ve kavramdır. Bu yıllarda Pan Türkçülük, Tatar burjuvazisi içinde ortaya çıkmıştır. Türkiye'de ise, Tıp Fakültesi'nde öğrenciler arasında yeni yeni belirmeye başlamıştır. Ancak Pan Türkçülüğün sistematik bir biçimde ortaya konması Üç Tarz-ı Siyaset makalesiyle olmuştur. II. Meşrutiyet'ten sonra Türkiye'ye gelen Yusuf Akçura
bütün ısrarlara rağmen İttihat ve Terakki içinde yeralmamış buna
karşın Türk Ocakları ve Türk Yurdu dergisinin mümkün olduğu kadar
bağımsız bir şekilde Pan Türkçülük çalışmasını sürdürmesi için
çaba harcamış, o dönemde Ziya Gökalp'in milliyetçiliği, Osmanlı
milliyetçiliği, ve muhafazakar milliyetçilik olduğu için Yusuf Akçura,
İttihatçılar arasında onun gördüğü itibarı kazanamamış adeta
"unutulan adam" olmuştur. Cumhuriyet döneminde ise bu durumun
aksine radikal modernleşmeci tavrıyla Akçura Ziya Gökalp'ten daha
fazla ilgi görmüş ve Atatürk'ün en yakınında yer almıştır.
Cumhuriyet döneminde çok kısa bir ömür yaşayan ziya Gökalp ise;
hilafetin kaldırılmasına stratejik açıdan karşı çıkmış
medreselerin kapatılmasına değil ıslah edilmesine taraftar olmuştur.
Yanı Ziya Gökalp bugünkü anlamda bir muhafazakar kültür milliyetçiliği
yapmıştır. Bu fikirlerini Türkçülüğün esasları, Türkleşmek İslamlaşmak,
Muasırlaşmak adlı eserlerinde ifade etmiştir. Bu esrelerinde dine karşı
son derece hoş görülü ve İslam dininin milli kimliğimizin oluşmasındaki
katkılarından bolca örnekler vermiştir. Çocuklara dini duyguları
sevdirmek için ilahiler yazmış ve güzel mesajlar vermiştir. Ziya Gökalp'in
bu dinle bütünleşici yanında Yusuf Akçura çok daha laisist Azerbaycan aydınlarının Türk modernleşmesine ve özgürlükçü Türkçülüğe yaptıkları katkılar ise küçümsenmeyecek derecede önemlidir. Bu Türkçü aydınlardan en önemli ikisi Hüseyinzade Ali Bey ve Ahmet Ağaoğlu'dur. Hüseyinzade Ali Bey İstanbul'a gelerek Ziya Gökalp ve arkadaşlarına Turancılık fikrini aşılayan düşünürdür. Ziya Gökalp'i etkileyen makalesinin adı; "bize hangi ilimler lazımdır" ismini taşımaktadır. Söz konusu makalesinde Türkleşmek, İslamlaşmak ve Avrupalılaşmak düşüncesini ileri sürmüştür. Ali bey İttihat ve Terakki partisinin kuruluşuna katılmış Türk siyasi hayatında çok önemli bir rol oynamıştır. Azerbaycan'li çok önemli bir düşünce adamı olan Ahmet Ağaoğlu ise başlı başına Türkiye'de demokrasi ve özgürlükler konusundaki fikirleri ve mücadelesi ile tarihe geçmiştir. Ağaoğlu 1905 yılında Bakü'de "Fedaî"
isimli bir dernek kurmuş, Ermenilerin Türkler' e uyguladığı baskıyı
durdurmaya çalışmıştır. Ahmet Ağaoğlu 1908'de İstanbul'a gelmiş,
İttihat ve Terakki Partisi'nde görev almış ve milletvekili seçilmiştir.
Türk Ocakları ve Türk Yurdu dergisinin kurucusudur. Cumhuriyet döneminde
de Serbest II Meşrutiyet döneminde Ağaoğlu, dağılan Osmanlı
imparatorluğu'nda milliyetçilik açısından en geç kalan Türklerin,
varlıklarını sürdürebilmek için milli şuur kazanmalarının zorunlu
olduğu görüşüne bağlanarak Türkçülük akımı içinde önemli bir
yer edindi. Ziya Gökalp'in "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak"
biçimindeki Milliyetçilik aydınlanma sonrası Avrupa'sında; birkaç
siyasetçinin programı yada birkaç aydının fantezisi olarak değil,
sosyolojik gelişme gibi çok güçlü ve önüne geçilmez dinamiklerin
eseri olarak ortaya çıkmıştır. Mesela şehirleşme bu dinamiklerin başında
gelmektedir. Basın-yayının yaygınlaşması, eğitimin yaygınlaşması, Bizdeki yanlış inanışın aksine milliyetçiliğin ilk önce azınlıklarda başlamasının asıl sebebi milliyetçilikle bu sosyal bağ arasındaki ilişkidir. Çünkü sosyal bakımdan Osmanlı ülkesindeki azınlıklar daha gelişmiştir. Aynı şekilde cedidci Türkçülük akımının ilk önce İdil-Ural ve Tatarıstan bölgesinde ortaya çıkması ve yaygınlaşması bu bölge Türklerinin sosyal bakımdan diğer Türklere oranla daha gelişmiş olduğundan ve kısmen bir burjuva sınıfı oluşturdukları içindir. Türk milliyetçiliği Batıdaki milliyetçilikler gibi tamamen sosyal dinamiklerle ortaya çıkmış değildir. Türk milliyetçiliğini iç dinamiklerden çok dış dinamikler belirlemiştir. Ama şurası Türk modernleşme tarihi açısından çok önemlidir; "Türk milliyetçiliği medreseden değil mektepten çıkmıştır" . Osmanlıdaki bu mektepli aydınlara Türkistan göçmeni yine mektepli aydınlarda eklenince Türk modernleşme süreci ve Türk milliyetçiliği düşüncesi ülkemizin hali hazırdaki en köklü felsefi temelleri olan düşünce geleneği haline gelmiştir. Ziya Gökalp' Mümtaz Turhan başta olmak üzere bütün Türkçü düşünürler, Türk milliyetçiliğinin önündeki en önemli meseleyi, ülkede yüzyıllardır sürüp giden aydın-halk zıtlaşmasının giderilmesi ve hepsini kapsayan bir milli kültür, milli şuur oluşturulması olarak görmüşler, ayrıca bu bütünleşmenin ekonomik boyutunu araştırmışlardır. Sanayileşmiş bir toplumun iktisatta korumacılık, kültürde
millicilik yapması gereğini Türkiye'de ilk fark edenler milliyetçilerdir.
Daha sonra dışa açılmanın serbest rekabetin önemini de ilk fark eden
yine milliyetçi aydınlar olacaktır. Bu analitik düşünce geleneğinin
nedeni Türk milliyetçiliğinin mektepten memlekete gelişmiş olması
yanı sıra bilimsel metotlarla ülke sorunlarının irdelenmiş olmasıdır. Yusuf Akçura ve diğer cedidci ve Türkçü aydınlar,
milliyetçiliği sadece hamaset, dil, tarih bilinci olarak değil,
bunlardan daha ağırlıklı olarak da bir iktisadi modernleşme, başka
milletlerle iktisadi rekabet anlamında algılamaları bu bilince sahip
olmaları dikkat çekicidir. Akçura gibi Ziya Gökalp'de bürokratik köylü
toplumundan bir orta sınıf toplumuna, pasif köylülükten kurtulmuş
aktif, üretken bir Türk toplumuna geçmeyi hedef almışlardı. Ancak
cumhuriyet yönetiminin ekseriyeti asker-bürokrat kökenli oldukları için
milliyetçiliğin iktisadi niteliğinden ve bu bağlamdaki bir doğal
modernleşmeden koparak jakoben modernleşmeciliği benimsediler. Bunun
somut göstergesi tek parti iktidarı dönemi incelendiğinde görülür.
Baskıcı bir şekilde topluma dayatılan modern yaşam tarzı sosyal yapıyı
değiştirememiştir. Sadece küçük bir bürokratik azınlığı
toplumun genelinden koparmış ve 'kültürel sınıflar' meydana getirmiştir.
Sosyal bakımdan fonksiyonel bir orta sınıf olmadığından yapılan
devrimler hayata intibak edememiş toplumsal dinamizm sağlanamamıştır.
Resmi bir hamasetle yorgun düşen bürokrasi Türkiye'de modern devletlere özgü orta sınıfların teşekkülü yönündeki köklü sosyal değişiklikler çok partili sistemle birlikte demokrasiye geçildikten sonra oluşmuştur. Tek parti devrinde şehirleşme ancak 0,8 puan arttığı halde 10 yıllık Demokrat parti iktidarında 7 puan birden artmıştır. Oysa modernleşme orta sınıfları güçlü şehirli bir toplum oluşturmakla mümkün olabilirdi. Köylü toplumlarda modernleşmenin gerçekleşmesi mümkün değildir. Üretim biçimini değiştirmeden sadece tüketim alışkanlıkları ve kültür-sanat faaliyetleri ile modernleşilemeyeceği tek parti dönemi uygulamaları ile görülmüştür. Sonuç olarak Orta Asya bozkırlarında bir milletin
uyanışı olarak başlayan cedidci düşünce akımı aynı dönemlerde
Anadolu'daki vatanı ve Türklüğü kurtarma arayışlarıyla kucaklaşarak
modern Türk milliyetçiliği düşüncesini realize etti. Bu realizenin
en somut kanıtı Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bu devlet Türk Ancak rahmetli Dündar Taşer'in sözünü hiç ama hiç
akıldan çıkarmamamız gerekmektedir. "Biz çadırımızı sırtlanların
yolu üzerine kurduk" evet bizim vatanımız güzel ve alımlı bir kız
gibidir. Herkesin onda gözü vardır. Bu nedenle üzerinde yaşadığımız
Anadolu coğrafyasında küçük bir devlet olarak yaşamamız mümkün değildir.
Bu Modern Türk düşüncesinin temeli olan cedid aydınlanmasını
doğru yorumlayarak 21 y.y. bir Türk yüzyılı yapmak için mücadele
etmeliyiz. Bu fırsatı ne yazık ki 20 y.y. kaçırmış olduk. Modern Türk
milliyetçiliğini; din devlet, aydın halk, devlet millet, batı doğu
eksenli gerginliklerin çözümü noktasında tarihi misyonuna uygun bir İbrahim DİLMAÇ :1970 Rize - Ardeşen doğumlu.
Uludağ Üniversitesi İ.İ.B.F çalışma ekonomisi bölümü mezunudur.
Çeşitli yerel dergilerde yazı, makale ve bildiriler yazdı. Halen
Ülkü Ocakları Genel Merkezi'nce yayınlanan Ülkü Ocağı dergisinde
yazmaktadır ve serbest meslek sahibidir. |
||
|
Ana Sayfa - Hayatı - Eserleri - Fikirleri - Tüm Makaleler - Faaliyetler - Fotoğraflar - Bağlantılar - Arama |
|||